top of page
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • next-logo_edited_edited
<< - 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - >>

Blog Posts

Hayal Kurmanın Dönüştürücü Gücü

17 hours ago
7 min read

John P. Weiss tarafından kaleme alınan bu makale, günümüzün tükenmişlik yaratan koşturma kültürü, bireyleri sürekli meşgul olmaya zorlayarak yaratıcılığı ve ruhsal dengeyi zedelemektedir. Bu baskıya karşı, Cal Newport'un yavaş üretkenlik kavramı ve babanın öğrettiği üretken hayal kurma pratiği, zihne özgürlük tanıyarak önemli bir çıkış yolu sunar. Doğanın içinde, örneğin Hemenway Parkı'ndaki büyük boynuzlu dağ koyunlarını izlerken olduğu gibi, hiçbir şey yapmıyor gibi görünen o sakin anlar aslında derin bir yenilenme sağlar. Bilinçli bir yavaşlık benimsemek ve hayatımıza daha fazla park bankı eklemek, yalnızca zihinsel odaklanmayı güçlendirmekle kalmaz; aynı zamanda çözümleri ve yaratıcı fikirleri kendiliğinden ortaya çıkarır. Gerçek başarı ve üretkenlik, sürekli hızla koşmakta değil, durup gökyüzünü seyredebilecek o sessiz anları yakalayabilmektedir...



Bu makale için hazırladığımız podcast'i Spotify uygulamasından dinleyebilirsiniz...



Huzurun, hayranlığın ve merakın hüküm sürdüğü o anlar... Yıllar önce, henüz genç bir delikanlıyken ve babam hâlâ hayatımdayken, bir gün onu evimizin ön bahçesindeki verandada bulunan bankta sessizce otururken gördüm. Zaman adeta durmuş gibiydi. Yüzünde derin bir dinginlik vardı; sanki dünyanın bütün gürültüsünden uzaklaşmış, düşüncelerinin arasında sakin bir yolculuğa çıkmıştı. O anın sıradan bir an olmadığını hissediyordum, fakat bunun nedenini ancak yıllar sonra anlayabilecektim.


“Wild Bighorn Sheep of Hemenway Park"
“Hemenway Parkı’nın Yabanî Büyük Boynuzlu Koyunları.” Fotoğraf: John P. Weiss

Yanındaki ferforje sehpada buz gibi bir bardak soğuk çay ve Avusturya tarihine dair bir kitap duruyordu. Ancak o, ikisini de bir kenara bırakmış; gözlerini yaz göğünün o derin, masmavi sonsuzluğuna çevirmişti.


Kıpırtısız oturuyordu. Yüzü sakindi; ne bir duygu okunuyor ne de bir düşünce.


“Ne yapıyorsun bakalım?” diye sordum yanına yürüyüp otururken.


“Üretken hayal kuruyorum,” dedi.


“Ben de seni Habsburg Hanedanı'nın tarihi uyuşturdu sandım,” diye takıldım. Ama bu sözüm beklediğim karşılığı bulmadı.


“Peki ama üretken hayal kurmak da ne demek? Kulağa tembelliğe bulunmuş süslü bir bahane gibi geliyor,” dedim gülümseyerek.


Babamı biraz kızdırmaktan hoşlanırdım. Ne de olsa onun engin zekâsıyla boy ölçüşmem mümkün değildi. Ama o, sanki görünmeyen meleklerin büyüsüne kapılmışçasına gökyüzüne bakmayı sürdürdü.


Birkaç dakika boyunca sessizce oturduk.


Sonra gözlerini göklerden ayırdı, bana doğru hafifçe eğildi ve sakin bir sesle şöyle dedi:


“Bazen, Johnny, bir şeyleri başarabilmek için hiçbir şey yapmaman gerekir.”

Dudaklarımın kenarında muzip bir tebessüm belirdi.


“Geçen dönem okulda bunu birkaç kez denedim ama notlarıma pek faydası olmadı,” dedim.

Babam tok ve kendinden emin sesiyle cevap verdi:


“Arkadaşlarınla içki partilerine gitmekle üretken hayal kurmak aynı şey değildir.”

İşte o an anladım...


Aslanı dürtmemem gerekirdi.



Huzur, Hayranlık ve Hayret


İnsanların çoğu Las Vegas'a kumar oynamak, gösterileri izlemek ve eğlenmek için gelir; vahşi dağ koyunlarını görmek için değil.


"Günahlar Şehri" olarak bilinen Las Vegas, ışıkları, cazibe merkezleri, kumarhaneleri ve günlük iş hayatının zaman zaman tekdüzeleşen ritminden kaçış fırsatıyla yetişkinler için devasa bir oyun alanıdır. Lezzetli yemekler, büyüleyici şovlar ve hiç dinmeyen hareketlilik, iş yükünden bunalmış insanlara kısa süreli de olsa sorumluluklarını unutma imkânı sunar.


Peki, bu insanlar işlerinin başına gerçekten yenilenmiş, enerji toplamış ve daha üretken bir şekilde dönebiliyorlar mı?


Çoğu zaman hayır.


Las Vegas Strip'e yalnızca otuz dakika uzaklıkta, eğimli çimenlikleri ve arka planda pırıl pırıl parlayan Mead Gölü manzarasıyla Hemenway Parkı uzanır. Ancak bu parkın asıl cazibesi, çevredeki dağlardan düzenli olarak inip çimenlerde otlayan ve ziyaretçilerin fotoğraflarına poz veren vahşi büyük boynuzlu dağ koyunlarıdır.


Sihirli yerleri keşfetme konusunda her zaman özel bir yeteneği olan eşim, beni ilk kez Hemenway Parkı ve bu etkileyici canlılarla tanıştırdı. Yaratıcı çalışmalarıma fazla kaptırdığımı ve ruhumu yeniden beslemeye ihtiyaç duyduğumu herkesten iyi biliyordu.


Arabamızı park ettikten sonra çocuk oyun alanını, mangal bölümlerini, üstü kapalı piknik alanını ve basketbol sahalarını geçerek kısa bir yürüyüş yaptık. Derken, yamaçların arasından beliren kalabalık bir dağ koyunu sürüsünü gördük. Ağırbaşlı adımlarla aşağı iniyor, yemyeşil çimlere doğru ilerliyorlardı.


O an nefes kesiciydi.


Bu hayvanlarda hem büyüleyici bir asalet hem de insana huzur veren bir dinginlik vardı. Heyecandan ellerim titreyerek telemetreli fotoğraf makinemi çıkardım ve bu eşsiz anı ölümsüzleştirmeye çalıştım.


Daha sonra gezi ve fotoğrafçılık blogu "Try Something Fun", park ve dağ koyunları hakkında şu bilgileri paylaşıyordu:


Nevada Yaban Hayatı Dairesi Koruma Eğitimi Sorumlusu Doug Nielsen şöyle diyordu:

"Benim bildiğim kadarıyla Amerika'nın 48 ana eyaletinde insanların bu hayvanlara bu kadar yaklaşarak onları sadece izleyebileceği başka bir yer yok. Parkta gördüğünüz aynı hayvanlara doğal yaşam alanlarında bu kadar yaklaşmaya çalışırsanız, bunun gerçekleşmesi mümkün değildir."


Nielsen ayrıca Hemenway Parkı'nın açılış töreninde, büyük boynuzlu dağ koyunlarının Nevada'nın en değerli doğal hazinelerinden biri olduğunu ve hatta eyaletin resmî hayvanı olarak kabul edildiğini anlatmıştı.


Park ve Rekreasyon Dairesi, bu koyunların düzenli olarak biçilen çim alanların korunmasına yardımcı olduğunu, doğal yollarla gübreleme sağladığını ve ziyaretçilerin onları izlemekten büyük keyif aldığını fark etmişti. Amaçları, insanların bu hayvanları daha iyi tanıması ve genel olarak yaban hayatının önemine dair farkındalık kazanmasıydı.


Koyunları fotoğraflamaya başlamamın üzerinden çok geçmemişti ki otoparktan yeni ziyaretçiler gelmeye başladı. Kısa süre içinde etrafım turistlerle doldu. Bazı kadınlar güvenli bir mesafede durarak telefonlarını çıkardı ve bu görkemli hayvanların fotoğraflarını çekmeye başladı.


O anda fark ettim ki insanlar yalnızca eğlenceyi değil, bazen farkında olmadan huzuru, hayranlığı ve doğanın insana yaşattığı o saf hayreti de arıyorlardı. Ve belki de gerçek yenilenme, neon ışıklarının altında değil; insanı sessizliğe davet eden böyle anların içinde saklıydı.


"Tourists enjoying the bighorn sheep." Photo by John P. Weiss
"Turistler büyük boynuzlu koyunların keyfini çıkarıyor." Fotoğraf: John P. Weiss

Bir süre sonra birkaç erkek de kadınlara katıldı. Koyunlar arkalarında sakin sakin otlamayı sürdürürken, onlar da yüzlerine kocaman gülümsemeler yerleştirip bu eşsiz anı ölümsüzleştirmek için peş peşe özçekimler çekmeye başladılar.


“Selfies with sheep.” Photo by John P. Weiss
“Koyunlarla özçekimler.” Fotoğraf: John P. Weiss

Ve sonra, sanki ilahi bir fısıltı hepimizin kulağına aynı anda dokunmuş gibi, kameralarımızı ve telefonlarımızı yavaşça bir kenara bıraktık.


"Anı kaydetmeye çalışmayı bırakın; anın içinde yaşamayı öğrenin."


Yüzümüze hafif bir rüzgâr dokunuyordu. Güneş sıcaklığını cömertçe sunuyor, koyunların sakin varlığı üzerimizde garip bir şekilde huzur verici, neredeyse hipnotik bir etki yaratıyordu.


Ben de çimlerin üzerine oturdum. Etrafımdaki diğer insanlar da aynı şeyi yaptı. Birbirimizi tanımıyorduk, tek kelime etmiyorduk ama o anda hepimiz görünmez bir bağla birbirimize bağlanmış gibiydik. Temiz havanın, doğanın ve sessizliğin büyüsü karşısında büyülenmiş küçük bir topluluğa dönüşmüştük.


Sanırım hepimizin hissettiği şey aynıydı:


Bir parça huzur...


Bir parça hayranlık...


Ve yaşamın güzelliği karşısında duyulan o derin hayret.


Eşim ise bu parkı daha önce ziyaret etmişti. Koyunları da biliyordu, bu yerin insanı içine çeken büyüsünü de. Bu yüzden sakin bir bank bulup oturdu ve etrafındaki manzarayı, sessizliği ve o anın güzelliğini doyasıya içine çekmeye başladı.


My wife in Hemenway Park.” Photo by John P. Weiss
“Eşim, Hemenway Parkı’nda.” Fotoğraf: John P. Weiss

Ruhu Tüketen Koşturmacanın Ötesinde


Bir süre sonra, doğanın kollarında yaşadığım o neredeyse mistik dalgınlıktan sıyrılıp eşimin yanına döndüm.


Bankta oturuyordu.


Yüzündeki huzuru görünce yıllar önce verandadaki bankta oturan babam geldi aklıma. Tıpkı onun gibi sakindi. Tıpkı onun gibi dingin. Tıpkı onun gibi, görünürde hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünüyordu.


Ve belki de ilk kez...


Babamın yıllar önce söylediği sözlerin gerçek anlamını kavradım:


"Üretken hayal kurmak."



Ruhu Tüketen Koşturma Kültürü


Georgetown Üniversitesi'nde bilgisayar bilimleri profesörü ve çok satan kitapların yazarı olan Cal Newport, yakın zamanda yayımlanan "Slow Productivity: The Lost Art of Accomplishment Without Burnout" (Yıpranmadan Başarmanın Unutulmuş Sanatı: Yavaş Üretkenlik) adlı kitabında günümüzün üretkenlik anlayışını sorguluyor.


Kitabın tanıtımında şu çarpıcı ifadeler yer alıyor:


"Bugün üretkenlik olarak tanımladığımız şey bozulmuş durumda. Sürekli meşgul olmayı değerli işler yapmanın göstergesi sanıyoruz. Sonu gelmeyen görev listeleri ve bitmek bilmeyen toplantılar arasında sıkışıp kalıyoruz. Yapacaklarımızın ağırlığı altında eziliyor, tükenmişliğin eşiğine geliyoruz. Sonunda da iki seçenek arasında kaldığımıza inanıyoruz: Ya ruhumuzu tüketen koşuşturma kültürüne teslim olmak ya da tüm hırslarımızı bir kenara bırakmak. Peki gerçekten tek seçeneklerimiz bunlar mı?"


Newport'un bu sorgulaması tam da çağın ruhuna dokunuyor.


Son yıllarda sosyal medyada ve YouTube'da sayısız içerik üreticisinin işi bıraktığına tanık oluyoruz. Sürekli içerik üretme baskısı onları tüketiyor. Benzer şekilde, daha fazla müşteri bulmak, daha fazla satış yapmak, daha fazla hedefe ulaşmak için durmaksızın koşan sayısız profesyonel de aynı yorgunluğu yaşıyor.


Kitabı sipariş etmeden önce okuduğum örnek bölümlerde Newport, "yavaş üretkenlik" kavramını şu üç temel ilke üzerine kuruyordu:


  1. Daha az işe odaklan.

  2. Doğal bir tempoda çalış.

  3. Kaliteye takıntılı ol.


Ona göre gerçek üretkenlik;

  • Sürekli meşgul görünmeyi reddeder.

  • Aşırı iş yükünü bir övünç kaynağı değil, anlamlı sonuçların önündeki bir engel olarak görür.

  • Yoğun çalışma dönemlerinin dinlenme ve yenilenme anlarıyla dengelenmesi gerektiğini savunur.

  • Gösteriş amaçlı faaliyetler yerine yüksek kaliteyi merkeze koyar.


Bugün hepimiz dijital ekranların, bildirimlerin, dikkat dağıtıcıların ve bitmek bilmeyen koşuşturmanın içinde yaşıyoruz.


Belki de bu yüzden zamanımızı nasıl harcadığımızı yeniden düşünmenin vakti gelmiştir.

Newport'un kitapta kullandığı kavramlardan biri özellikle dikkat çekiciydi:


"Languid Intentionality"


Türkçeye yaklaşık olarak "sakin ama bilinçli bir yönelim" şeklinde çevrilebilecek bu ifade, bana babamın yıllar önce sözünü ettiği "üretken hayal kurma" kavramını hatırlattı.


Babam bunu çok önceden anlamıştı.


Üretken hayal kurmak, zihne özgürlük tanır.


İnsan kendisini kaos ile huzur arasında bir eşikte bulur. Günlük işlerin telaşından, sürekli bir yerlere yetişme çabasından ve hayatın yorucu gürültüsünden uzaklaşır.


İşte o sessizlik anlarında;

  • beklenmedik farkındalıklar doğar,

  • yaratıcı fikirler filizlenir,

  • karmaşık problemlere çözümler belirir,

  • zihnin odağı yeniden güç kazanır.


Bazen en iyi fikirler çalışırken değil, durduğumuzda gelir.



Hayatınıza Daha Fazla Park Bankı Ekleyin


Peki siz ne düşünüyorsunuz?


Hayatınızda biraz daha fazla üretken hayal kurmaya yer açmaya hazır mısınız?


Biraz daha fazla durgunluk...


Biraz daha fazla bilinçli yavaşlık...


Biraz daha fazla huzur...


Eğer cevabınız evetse, size verebileceğim en basit ama en değerli tavsiye şu:


Hayatınızda daha fazla park bankına yer açın.


Gerçek bir parkta olmak zorunda değil.


Bir bahçe sandalyesi, balkonunuzdaki bir koltuk, göl kenarındaki bir bank ya da sadece gökyüzünü izleyebileceğiniz sessiz bir köşe...


Bazen hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünen o anlar, aslında hayatınızın en verimli anları olabilir.

Ve belki o zaman, yıllar önce babamın bana söylediği o sözü siz de derinden hissedersiniz:


"Bazen bazı şeyleri başarabilmek için hiçbir şey yapmaman gerekir."





“Evimin yakınındaki beton park bankı.” Fotoğraf: John P. Weiss
“Evimin yakınındaki beton park bankı.” Fotoğraf: John P. Weiss

Üretken Hayal Kurmanın Armağanı


Evimin hemen yukarısındaki yürüyüş yolunda sade bir beton bank var.

Neredeyse her gün köpeğimi gezdirirken o bankta mutlaka birkaç dakika dururum. Oturur, gözlerimi kapatır, babamın yıllar önce bana aktardığı bilgeliği hatırlar ve biraz üretken hayal kurma pratiği yaparım.


Peki ya siz?


Bir park bankı bulun. Doğanın içine çıkın.


Ellerinizi toprağa değdirin, bir bahçeyle uğraşın. Bir hamakta sallanın. Gökyüzüne bir uçurtma bırakın. Köpeğinizi yürüyüşe çıkarın. Başınızı kaldırıp gökyüzünü seyredin ve kendinize biraz olsun üretken hayal kurmak için izin verin.


Biraz bilinçli yavaşlık...


Biraz sakin farkındalık...


Biraz durup nefes alma cesareti...


Bunları yaptığınızda, yalnızca ruhunuzu dinlendirmekle kalmazsınız. Aynı zamanda enerjinizi yeniler, yaratıcılığınızı besler ve üretkenliğinizi artırırsınız. Daha da önemlisi, hayatın çoğu zaman gözden kaçan o değerli anlarıyla yeniden buluşursunuz:


Huzurla...


Hayranlıkla...


Ve yaşamın insanı derinden etkileyen o tarifsiz hayretiyle...


İşte üretken hayal kurmanın gerçek armağanı budur.


Gerçek üretkenlik bazen daha hızlı koşmakta değil, durup gökyüzüne bakabilmekte saklıdır. Ve bazen, en büyük keşifler hiçbir yere yetişmeye çalışmadığımız anlarda ortaya çıkar.

 

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating*

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

LinkedIn newsletter...

bottom of page