top of page
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • next-logo_edited_edited
<< 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - >>

Blog Posts

Yapay Zeka Neden Duygularımızı Asla Gerçekten Anlayamayacak?

Ve bu neden bu kadar önemli… Yapay zeka hayatımızı kökten değiştiriyor, ancak etrafında hala çok fazla abartı var. Günümüzün en yaygın anlatılarından biri, makinelerin insan duygularını ve hislerini anlamayı öğrendiği yönünde. Bu, duygusal bilişimin alanıdır ve duygusal bilişim, yapay zekanın bir dalıdır ve insanların duygularını ve hislerini yorumlamayı, taklit etmeyi ve tahmin etmeyi hedefler. Bu sayede, insan ruhunun karmaşık ve öngörülemeyen dünyasında daha iyi gezinebilmeyi amaçlar.


Buradaki temel fikir, duyguya duyarlı yapay zekanın daha kullanışlı, erişilebilir ve daha güvenli uygulamalara yol açacağıdır.


Ancak bir makine duyguyu gerçekten anlayabilir mi? Ne de olsa makineler hissedemezler; yalnızca sınırlı ve çoğu zaman yüzeysel insan davranışı modellerine dayanarak analiz edebilir, tahmin edebilir veya taklit edebilirler.


Bu durum, işletmelerin milyarlarca dolar harcamasına engel olmadı. Şirketler, duygularımızı tanımak, bize empatik bir şekilde yanıt vermek ve hatta onlara aşık olmamızı sağlamak için özel araçlar ve sistemler geliştiriyorlar.

Bu blog yazısı için hazırladığımız podcast'i Spotify uygulamasından dinleyebilirsiniz..



Peki, duygusal yapay zekadan bahsettiğimizde aslında neyi kastediyoruz? Terapi ve arkadaşlık gibi alanlar, üretken yapay zeka için önemli kullanım örnekleri olarak öne çıkarken, kendileri duyguyu deneyimleyemeyen sistemlere, iç yaşamlarımızı sorumlu bir şekilde emanet edebilir miyiz?


Yoksa tüm bu konsept, duyarlı, insan benzeri makinelerin “son sınır” olduğu fikrini bize dayatmaya hevesli pazarlamacılar tarafından mı uyduruldu? Bir bakalım:



Yapay Duygusal Zekayı Anlamak

Öncelikle, duygular makinelerle ilişkili olarak ne anlama geliyor? Basit cevap şu: duygular makineler için başka bir veri biçiminden ibaret.


Duygusal bilişim, insan duygusal durumlarıyla ilgili verileri tespit etmeye, yorumlamaya ve bunlara yanıt vermeye odaklanır. Bu veriler; ses kayıtları, yüz verileriyle eğitilmiş görüntü tanıma algoritmaları, yazılı metinlerin analizi veya hatta çevrimiçi alışveriş yaparken faremizi hareket ettirme ve tıklama şeklimiz gibi çeşitli kaynaklardan toplanabilir.


Ayrıca kalp atış hızı, cilt sıcaklığı ve vücudun elektriksel aktivitesi gibi biyometrik verileri de içerebilir.


Duygusal yapay zeka araçları, bu verilerdeki kalıpları analiz ederekbizimle duygusal etkileşimi yorumlamak veya simüle etmek için kullanır. Buna örnek olarak, hayal kırıklığını tespit eden müşteri hizmetleri robotları veya bir sürücünün zihin durumunu algılayıp buna tepki veren araç sistemleri gösterilebilir.


Ancak duygular, yorumlanmaya açık, karmaşık şeylerdir. Bu durum, farklı coğrafyalar ve kültürler arasında da değişiklik gösterir. Bu nedenle duyguların yanlış okunmaması genellikle büyük önem taşır.


Duygusal bir yapay zeka uygulaması ne kadar çok veriye sahip olursa, insan duygusunu o kadar yakından taklit edebilir ve duygusal ihtiyaçlarımızı doğru bir şekilde tahmin edip yanıtlama olasılığı o kadar artar.


Veri tek başına bir makinenin gerçekten “hissetmesi” için yeterli değildir. Aslında, araştırmalar makinelerin verileri zaten beyinlerimizden çok daha hızlı işlediğini gösteriyor.


Bunun yerine, beynimizin en gelişmiş yapay sinir ağları ve makine öğrenme modelleriyle karşılaştırıldığında bile çok daha karmaşık olması, bizi gerçekten hissetme ve empati kurma yeteneğine sahip kılıyor.



Duygusal Yapay Zekanın Etiği

Bu durum bazı önemli etik soruları gündeme getiriyor: Makinelerin bizi anlama yeteneklerini tam olarak kavramadığımızda, hayatımızı etkileyebilecek kararlar almasına izin vermek doğru mu?


Örneğin, tehlikeli bir şey yapmamız konusunda bizi uyarmak için bir makinenin bizi temkinli veya hatta korkmuş hissettirmesine izin verebiliriz. Ancak, o tehdit ile orantılı olarak, travmaya veya sıkıntıya neden olabilecek şekilde bizi aşırı korkutmamayı bilecek mi?


Peki, sanal kız arkadaş, partner veya sevgili olarak tasarlanmış sohbet robotları ve yapay zekalar, aşk, kıskançlık veya cinsel çekim gibi insan duygularını kışkırtmanın veya manipüle etmenin sonuçlarını anlayabilecek mi?


Makinelerin duygularımızı anlama yeteneğini abartmak, ciddi şekilde düşünülmesi gereken belirli riskler doğurur.


Örneğin, insanlar yapay zekanın onları gerçekte olduğundan daha fazla anladığına veya onlarla empati kurduğuna inanırsa, yapay zekanın kararlarına güvenme konusunda tam olarak bilgili oldukları söylenemez.


Bu durum, yapay zekanın asıl amacının kullanıcıya yardım etmek yerine harcamayı, etkileşimi veya etkiyi artırmak olması halinde kaçınılmaz olarak bir tür manipülasyon olarak değerlendirilebilir.



Riskler ve Ödüller

Duygusal yapay zeka geliştirmek, büyük bir uğraş haline geldi. Çünkü bu teknoloji, bize daha kişiselleştirilmiş ve ilgi çekici deneyimler sunmanın yanı sıra, davranışlarımızı tahmin etmek ve hatta etkilemek için bir yol olarak görülüyor.


İmentiv gibi araçlar, adayların stresli durumlara nasıl tepki vereceğini daha iyi anlamak için işe alım ve eğitim süreçlerinde kullanılıyor. Benzer şekilde, Sao Paulo metrosunda da yolcuların reklamlara verdiği duygusal tepkiyi tespit etmek amacıyla kameralardan yararlanıldı.


Tartışmalı bir olayda, İngiltere’nin demir yolu işletmecisi Network Rail’in, yolcuların onayını almadan video verilerini Amazon’un duygusal analiz hizmetine gönderdiği bildirildi.


Duygusal yapay zekanın giderek artan yaygınlığı ve düşüncelerimizin mahremiyetini ihlal etme potansiyeli, bazı yargı bölgelerindeki yasa koyucuları harekete geçmeye itti. Örneğin, Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası, iş yerlerinde ve okullarda duyguları tespit eden yapay zekanın kullanımını yasaklıyor.


Bunun bir nedeni, önyargı riskidir. Makinelerin duygusal tepkileri doğru bir şekilde tespit etme yeteneğinin ırk, yaş ve cinsiyet gibi faktörlere göre değiştiği zaten kanıtlanmıştır. Örneğin, Japonya’da olumsuz duyguları gizlemek için gülümseme, dünyanın diğer bölgelerine kıyasla daha sık kullanılıyor.


Bu, yapay zekanın yeni ayrımcılık biçimlerini yönlendirme olasılığını açıyor; açıkça, anlaşılması ve önlenmesi gereken bir tehdit.



Sonuç olarak, yapay zekanın gerçekten “hissetmediği” açık olsa da, duygularımızı anlama yeteneğinin ima ettiği sonuçları göz ardı etmek ciddi bir hata olacaktır.


Makinelerin duygusal tepkilerimizi anlayarak zihnimizi okumasına izin verme fikri, birçok kişi için haklı olarak alarm zillerinin çalmasına neden olacaktır. Bu durum, kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebilecek tehlikeli fırsatlar yaratma potansiyeli taşımaktadır.


Ancak, duygusal bilişim aynı zamanda insanlara yardımcı olabilecek terapilerin önünü açabilir ve kullandığımız hizmetlerde verimliliği, rahatlığı ve güvenliği artırmanın anahtarını elinde tutabilir.


Bu yeni teknolojik yeteneklerin toplumla sorumlu bir şekilde bütünleştirilmesini sağlamak, geliştiriciler, düzenleyiciler veya sadece yapay zeka kullanıcıları olarak bizlere düşecektir.


by Bernard Marr

Bernard Marr, iş ve teknoloji alanlarında dünya çapında tanınan bir fütürist, etkileyici konuşmacı ve düşünce lideridir. Teknolojiyi insanlık yararına kullanma konusunda büyük bir tutkuya sahiptir. 20’den fazla kitabın çok satan yazarı olan Marr, Forbes için düzenli köşe yazıları yazmakta ve birçok önde gelen kuruluşa danışmanlık ve koçluk hizmeti sunmaktadır.


Sosyal medya platformları ve bültenleri üzerinden toplamda 4 milyon takipçiye ulaşan Bernard Marr, LinkedIn tarafından dünyanın en etkili 5 iş liderinden biri olarak gösterilmiştir. Son kitabı ise ‘Uygulamada Üretken Yapay Zeka’ olarak yayımlanmıştır.

Bu blog yazısı için hazırladığımız Youtube sunum videosunu izleyebilirsiniz...


Duygusal Yapay Zeka

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating*

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

LinkedIn newsletter...

bottom of page