top of page

Blog Posts

Hayatın Alacakaranlığındaki En Önemli Şeyler

Verebileceğiniz en büyük iki hediye… Bu sabah erkenden kar yağdı ama köpeklerim yine de yürümekte ısrar etti. Su birikintileri ve buzlardan kaçınarak mahallede her zamanki gibi turladık. Güneş ışınları ufuktaki dağları aydınlatıyordu. Zirvelerinde koyu ve açık gri bulutlar geziniyordu. Soğuktu hava, ama canlandırıcı da bir esinti vardı.


Önümdeki manzara huzur vericiydi fakat kalbim sıkıntılıydı. Zira 87 yaşındaki annemi düşünüyordum, “hayatının son iyi dövüşü” ile mücadele ediyordu. Bu sözü, Liam Neeson’un “The Grey” adlı filminde geçen bir şiirden ilham aldım.


“Bir kez daha mücadeleye… Hayatının son iyi dövüşüyle. Bugün yaşa ve öl… Bugün yaşa ve öl…” The Grey

Darülaceze hemşirelerinden biri geçenlerde bana anneme ve onun savaşçı ruhuna ne kadar hayran kaldığını söylemiş ve devamında, “İlerlemiş Parkinson hastalığının tahribatına, kötü bir zatürre nöbetine ve diğer bedensel rahatsızlıklara rağmen, annen hala bizimle.” demişti.


Photo by John P. Weiss

Önümdeki manzara hususunda hiçbir yanılsama yok. Annemin nakavt olması an meselesi ve giderek zaman daralıyor, bu yüzden sakin sabah esintisinin ve karlı dağların beklemesi gerekecekti…


Derinden sevdiğimiz her şey

Köpekleri eve getirdim, arabamın anahtarlarını aldım ve annemin yaşam destek merkezinin üçüncü katındaki dairesine gittim. Darülacezede olduğu için COVID kısıtlamalarına rağmen onu ziyaret etmek için gerekli izinlere sahiptim tabi.


Kişisel koruyucu donanımı giydikten sonra asansöre binip üçüncü kata çıktım ve giriş kapısını çaldım. Annemin harika bakıcılarından biri kapıyı açtı.


“Bir zamanlar derinden sevdiğimiz şeyleri asla kaybetmeyiz. Zira derinden sevdiğimiz her şey bizim bir parçamızdır artık.” Helen Keller

Annemi en son ziyaret ettiğimde gözleri kapalıydı ve biraz da koma halindeydi. “Şanslısınız,” dedi bakıcı, dönüp bana, “Annen bugün uyanık ve gözleri açık.” dedi akabinde.


Annem, Patricia Weiss

Bedenlerimiz yaşlandıkça bize ihanet edebilir, ama gözlerimiz sonsuza dek ruhlarımızın ışıltısıyla parlar. Bir sandalye çekip annemin gözlerinin içine bakarken, ruhunun yorgun olduğunu ama hala orada bir yerlerde olduğunu görebiliyordum.


Ne kadar şanslıyım!

Annem konuşamıyordu ama yorumlarıma karşılık gözlerini kırpabiliyordu. Geçmişte annemin bakımına yardım eden yengemden bir telefon ayarlamıştım ona.


Çağrı geldiğinde, annemin gözlerinin parladığını görebiliyordum. Hayatımızın alacakaranlığında, özel birinin sesini duymak her şey demektir.

Telefon görüşmesinden bir süre sonra aklıma geldi. İlk yıllardan ve annemin yaptığı özel şeylerden bahsettim. Beni tenis turnuvalarına götürüyordu. Okuldan sonra bana elmalı turta yapıyordu. Çok özel anılardı.


Sonra elini tuttum ve diğer elimi alnına koydum. “Anne yorgunsan uyu. Senin sayende, herkes harika gidiyor. Hepimiz iyiyiz. Ne mutlu bir hayatımız var,” dedim yumuşak bir ses tonuyla.


“Hoşçakal demeyi bu kadar zorlaştıran bir şeye sahip olduğum için ne kadar şanslıyım.” Winnie The Pooh

Nefesinin biraz daha ritmik hale geldiğini fark ettim. Göz kapakları biraz ağırdı. Rahatlamış görünüyordu.


Bir insana verebileceğiniz en büyük iki hediyenin sevgi ve iç huzuru olduğu aklıma geldi. Varlığımın ve yatıştırıcı sözlerimin anneme sevgi ve huzur getirdiğini bilmek iyi hissettirmişti açıkçası.


“Buradaki herkes bana, sana ne kadar hayran olduklarını söylüyor. İyimser kişiliğin ve harika bir ruhun olduğunu söylüyorlar. Onlarla aynı fikirde olduğumu söyledim onlara.” dedim anneme. Gözlerini kapattı. Uykuya daldı.


Başkalarında mükemmel olan nedir?

Dışarıda bulutlar hafifçe aralandı ve güneş annemin dairesinin penceresinden içeri süzülüyordu. Her şey huzurlu ve sakindi. Biraz da büyülü.


“Artık dinleniyorsun anne. Sakin ol. Kazandın. Herkes iyi. Dinlen ve hayallerinin tadını çıkar. Her zaman seninle olacağım.” Ayrılmadan önce söylediğim son şey buydu…

Dışarıda, annemin en sevdiği bakıcılarından birine teşekkür ettim. Annem için yaptığı her şeyi ne kadar takdir ettiğimi söyledim. “Büyükannem ben küçükken öldü” dedi ve ekledi, “Annen bana bir büyükanne gibi geliyor.”


“Takdir edilmek harika bir şeydir: Başkalarında mükemmel olanı da bize ait kılar.” Voltaire

“Bunun senin için de zor olduğunu biliyorum,” dedim. “Onu benden daha çok görüyorsun. Ona çok iyi baktın. Teşekkürler.” Bana gülümsedi ve asansöre bindim.


Gökyüzünün altında

Tüm kişisel koruyucu kıyafetlerimi lobinin dışında çıkardım. Hava değişmişti ve bulutlar artık daha koyuydu. Güneş kaybolup gitmişti.


Arabama bindim, otoparktan çıkarken arkama dönüp, yaşam destek merkezine baktım. Annemi tekrar görebilecek miyim diye merak ediyordum açıkçası...


“İnsanlardan uzaklaştığınızda ve kendinizle başbaşa kaldığınızda yaşayacağınız duygu nedir? Bizi havaya uçuran çok bir büyük dünya var ve elveda… Ama sonrasında gökyüzünün altındaki bir sonraki çılgın maceraya doğru yelken açıyoruz.” Jack Kerouac, Yold

Uzaklaşırken, yaşam destek merkezi dikiz aynamda küçüldü ve giderek küçüldü ve kayboldu... Kara bulutlara rağmen, üzgün değildim artık.


Böyle özel bir ziyaret gerçekleştirdiğim için kendimi şanslı hissettim ve böyle sevgi dolu bir anneye sahip olduğum için de çok mutluydum. Ve biliyordum ki, ne olursa olsun, annem her zaman benimle olacaktı. Bu dünyada ve öbür dünyada…


“Göklerin altındaki bir sonraki çılgın maceram” ne olursa olsun, harika bir annenin sevgisini biliyordum ve onun sevgisini ve iç huzurunu hayatının alacakaranlığında da olasa içimde hissetmeyi başarmıştım. Ve bu sonsuza kadar benimle kalacaktı…


Ayrılmadan önce bir dakikanızı almak istiyorum…

Okuduğunuz için teşekkürler :)

Ben John P. Weiss. Karikatür çiziyorum, resim yapıyorum ve hayat hakkında makaleler yazıyorum. En son makalemi ve sanat çalışmalarımı görmeniz için ücretsiz e-posta bültenime buradan abone olabilirsiniz.


Sevgilerle,


Recent Posts

See All

Comments


  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Heyecan Simge

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

bottom of page