top of page

Blog Posts

Etkili Okuma Rehberi: Öğrenmeyi Öğrenmek

Birkaç kelime dizisi retinanıza çarptıktan ve beyninize doğru ilerlettikten sonra, daha henüz her şey bitmemiştir… Ama bu sadece verilen “kavrama savaşının” ilk devresidir...

Acımasız bir ironi olarak, saatler boyu süren derin okuma çalışması, çoğu zaman akıcı olma durumuna göre “iyi bir gün geçirdiğiniz” hissine neden olur ve çok fazla yeni şeyler öğrenirsiniz.


Ancak birçok okuma için bu duygu aldatıcıdır. Görkemli akıcı olma durumundan sonra gerçekleşen öğrenmenin kaçınılmaz bir zor yanı vardır.


Savaşın diğer devresi ise, yeni edinilmiş bilgiyi kısa süreli çalışma hafızanızdan uzun süreli olarak beyninizin kavrama bölümüne aktarmak ve onu ayakta tutacak zihinsel modeller yığınınıza entegre etmektir.

Bunu kolaylaştırmazsanız, öğrenebileceklerinizin sadece bir kısmını öğrenebilirsiniz.

Bu rehber; kavrama savaşını ve bu savaşı nasıl kazanacağımızı, anlama tuzaklarına karşı nasıl siper alacağımızı anlatmakta, ve ayrıca okuma alışkanlığımızın maksimum verimlilikle olabilmesi için okuma saatlerinin nasıl düzenlenmesi gerektiğini ele almaktadır.

hadi rehberimizle okuma yolculuğumuza başlayalım…



 

Meta-Öğrenme Felsefesi


Meta-öğrenme, nasıl öğrenileceğini bilmektir esasında. Öğrenilmesi gereken en önemli becerilerden biridir, ancak çok az kişi bunun nasıl yapılacağını bilir.


Okumak ve yazmak, geçimimi sağlamak için yaptığım tek şey ve ilginç bir şekilde; hayali ve hedefleri olmayan pek çok arkadaşım tarafından bana sürekli nasıl öğrendiğim soruluyor.

Bu çok özel, çünkü çoğu zaman insanlar bir şeyi nasıl yapacaklarını bilemedikleri zaman, eksikliklerini fark etmemek-ettirmemek için büyük çaba harcarlar.


Pek çok öğrenciye (bilgi çalışanına), asla meta-öğrenme felsefesi öğretilmediği için, yetenekleri konusunda bir şeylerin eksik olduğu hissine kapıldıkları söylenebilir mi?


Bu onların hatası değil, eğitim sistemimizdeki bir eksiklik!!!

Adam Robinson’ın gözlemlediği gibi:


“Hiç kimse bize nasıl öğreneceğimizi öğretmiyor. Okul hayatının hiçbir evresinde bu yok maalesef. Mesela, Fransızca dersinde (Fransızca 101) Shane, ilk Fransızca öğretmenimizdir kendisi, “Herkes, bu sınıfta çok fazla kelime öğrenmek zorunda kalacak, bu yüzden size herhangi bir kelime öğretmeden önce, size kelimeleri hatırlamanın bir yolunu öğreteceğim.” demişti. Maalesef çoğunluk asla bunu yapmıyor. Onlar sadece “Pazartesi günü bu 30 kelimeyle ilgili bir sınav yapacağız. İyi şanslar.” diyor. Ama bize aslında nasıl öğrenileceğini öğretmiyorlar ya da bir şeyleri hatırlatmıyorlar.”

Bu çok garip, çünkü bugünün yüksek bilgi dünyasında, insanların karmaşıklığı anlama (kavrama) ve birçok veri parçasını birleştirme yeteneğine ihtiyacı var.


Sadece bilgi edinme (henüz) öğrenme değildir.

Kendi kendine öğrenmek bir beceridir ve nasıl iyi yapılacağını bilmek inanılmaz derecede değerli bir avantajdır.


Bunu kabul ediyoruz, ancak bunun nasıl yapılacağını çok açık olarak eğitim müfredatımızda göremiyoruz.


 

Öğrenme iki aşamalı bir süreçtir


Peki nasıl öğreniriz?

Bu soruyu cevaplamaya çalışmadan önce, tatmin edici bir cevap için neye ihtiyaç duyduğumuzu açıklayalım.


Öğrenmenin anlamı nedir? En son ne zaman bir şey öğrendiniz?


Girişte de söylediğim gibi, sadece bilgi çalışmasının (odaklanmanız ne kadar yoğun olursa olsun) yeterli olmadığını belirtmiştim. Öğrenmenin iki aşaması vardır, bir değil!

  1. Lanet olası şu şeyi (kitabı, makeleyi, bildiriyi) okuyun/dinleyin.

  2. Sadece “öğrendiklerinizi” işleyin ve hatırlayın.

İlk aşama hakkında bugüne kadar pek çok şey söylenegeldi; derin çalışma, konsantrasyon, dikkat dağılmalarını engelleme vb…


Burada mantıklı olan şey: Eğer her zaman Facebook’u kontrol ediyorsanız, aklınız “orada” değildir ve zamanınızı o şeyi okuyarak geçirmemişsiniz demektir ve bu noktada biz ikinci adımı görmezden geliyoruz.


Yani o şeyi tekrar ziyaret etmez ya da okumakla boğuşurak zaman harcamazsanız, yine aynı durum geçerlidir; okumamışsınızdır.


Uzun vadede, birinci veya ikinci aşamayı atlamak arasında bir fark yoktur.

Sınavdan önceki gece kendilerini kandıran öğrenciler, tam anlamıyla iki gün sonra her şeyi unuturlar: Tüm öğrendikleri bilgiler, hala kısa süreli hafızadayken, sınavdan geçmelerine izin verebilir, lakin bu bilgiler hiçbir zaman uzun süreli hafızalarına geçemez, ve böylece er ya da geç, buharlaşıp uçup giderler.


Öğrenmek için, yeni edinilmiş bilgileri, kısa süreli çalışma hafızanızdan uzun süreli hafızanıza aktarmanız gerekir. Kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya geçiş otomatik olarak gerçekleşmez tabi.


Kitaplarınızı gün içinde kapattıktan sonra varsayılan mod, yeniden başlatma değil, unutmaktır.

Bu okuma rehberinin amacı, genel olarak derinlemesine öğrenme çalışmasının nasıl yapıldığına ilişkin değil, ‘Derin çalışma’ yaptığınızı varsayarak, okumanın getirisini onun için harcanan saatlerde nasıl maksimize edeceğinizi açıklamaktır.


 

Doğru şeyleri hatırlamak


Öncelikle, öğrenme konusunun ikinci aşamasını reddeden ortak bir itirazı tartışmamız gerekiyor. Ezberleme ile ilgili bir sorun yaşamadığınız ve gerekli çabayı göstermediğiniz takdirde, bu bölümü atlayabilirsiniz.


“Ama Bay Maarten” diyerek itiraz ediyorsunuz değil mi?: “ ‘uzun süreli hafıza’ konusunda ‘işlemden’ ve ‘hatırlamaktan’ bahsediyorsunuz, ama bu bir anlamsız ezberleme değil mi? Google Asistanım her şeyi arayabilir, her şeye erişebilir ve benden daha akıllı mı yani?”


Gerçekten de Albert Einstein’ın “Bir kitapta aradığınız her şeyi asla ezberlemeyin” dememesi gerekiyordu. Einstein’ın yaşadığı dönemlerde, kitaplar bir bilgi kaynağı olarak eşsiz bir hazineydi ki bence hala öyle. Öte yandan artık, internetin adeta sihirli dünyası aracılığıyla neredeyse her şeye erişilebilecek bir çağda yaşıyoruz. Einstein’ın mantığını takip edersek, artık hiçbir şeyi ezberlemeye değmez, çünkü her şey aranabilir ve erişilebilir durumda.


Ancak, elbette, muhtemelen Albert’in demek istediği ve yaşadığı şey bu değildi. Büyük olasılıkla, söylemek istediği tavsiye, önemsiz ayrıntıları hafızaya kaydederek zaman kaybetmememizdi. Daha ziyade, odak noktanız aradığımız şeylerin birbirleriyle nasıl ilişki içinde olduğuna dair daha büyük resmi anlamak olmalıydı.


Bu bana Elon Musk’ın öğrenme yaklaşımını hatırlatıyor ki o bilgiyi bir ağaç olarak görmenizi öneriyor:


Yapraklara/ayrıntılara girmeden önce ya da onlara dayanacak bir şeyler elde etmeden önce temel ilkeleri, gövdeyi ve büyük dalları anladığınızdan emin olun.”

‘Öğrenmek’ için sadece kendimize yeni bilgiler kazandırmaktan daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Hafızamızı genişletmek, yeni materyalleri (bilgileri vs.) zaten bildiklerimize (öğrenmenin ikinci devresi) bağlamayı gerektirir. Bu da bir temel, gövde gerektirir.


Sağlam bir gövdesi olmayan ağacın ilave dalları yoktur.

Gerçek iç görü olasılığı ezberlenmiş bir temel gerektirir. Bu olmadan, tükettiğiniz veriler bilgi ağacınıza eklenemez. Daha doğrusu en küçük rüzgarda kırılı ve uçup giderler, çalılar misali.


Bilgi uçar gider ve geriye zayi edilmiş zamana hayıflanmaktan başka bir şey kalmaz.

Söylediğim şey, öğrendiğimiz her şeyi okumanızı sağlayacak teknikler geliştirmemiz gerektiği değil. Örneğin, burada Fransız devriminin tarihini ezbere bilmekten bahsetmiyoruz.


Ancak, dünyanın nasıl işlediğini anlatan dersleri ezberden öğrenmeli ve bilinçaltınızı buna göre güncellemelisiniz.


Başka bir deyişle, onu bilinçaltınızı, yani zihinsel modellerinizin toplamını, bilgilendirmek için kullanmalısınız.

Zihinsel modeller ile devam edeceğiz…


 

Destek olmak için bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz :) ve E-Posta Bültenimize de üye olabilirsiniz…,

 

Not: Bu makale 14.03.2020 tarihinde Medium sitesinde yayınlandı.

Recent Posts

See All

Comments


  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Heyecan Simge

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

bottom of page