top of page

Blog Posts

Sevgi ve Fedakarlık

Günler neden uzun ama yıllar kısa…
“Love and Sacrifice: Why the Days Are Long But the Years Are Short” by John P. Weiss

Dün Chevy servisinde kamyonumun farını tamir etmelerini bekliyordum. Bekleme salonundaki düz ekran televizyonda bir ev tadilatı şovu vardı, lakin etrafımdaki herkes sanki akıllı telefonları tarafından hipnotize edilmiş gibiydi.


Bir köşede sandalyeye oturdum ve sırt çantamdan bir kitap çıkardım. Alışkanlık dışında, bu tür randevulara her zaman yanımda bir kitap götürürüm zira.


Okuduğum şeye daldığımda, küçük bir kızın çığlıkları konsantrasyonumu bir anda bozdu. Yukarı bakarken, kızını karşımdaki sandalyeye oturtan huysuz bir kadın gördüm.


Kadın yorgun görünüyordu. Telefonunda birisiyle kira sorunu, kreş sorunları ve işi hakkında konuşuyordu. Sandalyeye çöktü ve kızının bitişiğindeki bir masadan aldığı dergiyle oyalanmaya başladı.


Kadın telefon görüşmesini bitirdi, arkasına yaslandı ve içini çekti. Kitabımı aşağı indirdim ve küçük kızın bana nasıl sırıttığını gördüm.


Çocuklarla ilgili her klişe şey doğrudur

“Günler uzun ama yıllar kısa”

Sonra bana bakan anneye döndüm. Gülümsedim ve “Benim ki artık 22 yaşında. Benden daha iri ve uzun. Nasıl olduğunu bilmiyorum. Sanırım onu ​​sürekli beslediğimiz için,” dedim.


Kadın kıkırdadı ve “Bu kesinlikle mac ’n’ peynirinden böyledir, bu kesin.” dedi. Evet, turuncu renkli her türlü yiyeceği severler, dedim.


Kadın kızına baktı ve “Tatlım, o dergiyi ağzına alma, ne kadar temiz olduğunu bilmiyorsun” dedi. Sonra başını sallayarak bana baktı.


“Seni anlıyorum,” dedim. Oğlumla her şeyi dengelemeye çalıştığımı hatırladım. Randevuları. Park ziyaretlerini. Doğum günü partilerini ve veli / öğretmen toplantılarını…


“Yorucu gerçekten,” dedi.


“Evet öyle. Ama bir keresinde birisi bana çocuk yetiştirmeyle ilgili asla unutamadığım bir şey söylemişti,” dedim ufak bir gülümsemeyle.


Biraz eğildi. “O da ne?” diye sordu ve cevap verdim:


“Günler uzun ama yıllar kısa.”

Orada birkaç saniye oturdu ve söylediklerim üzerine düşündü. Sonra gülümsedi ve “Evet, bu hoşuma gitti, zira çok doğru, değil mi?” dedi.


“Kesinlikle” diye cevap verdim. “Günü zar zor atlattığım zamanlar oldu. Zaman zaman sabırsızdım da. Ya da bitkin. Toy Story izlerken oğlumla evde uyuyakaldığımızı dahi hatırlıyorum. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, yıllar uçup gitmiş. Ve şimdi o günleri çok özlüyorum.”

“Oğlunuz küçükken mi?” diye sordu bana.


“Evet, küçük bir şeytanken, beni parktan parka sürüklerken. Dökülen çitoslarını toplarken. Ölü hamsterını gömmüştük. Oyuncaklarını, kahkahalarını, keşifden gözlerle etrafa bakışlarını bir şekilde özlüyorsun. Çocuklukta çok fazla sihir var.” dedim.
“Çocuklarla ilgili her klişe şey doğrudur; çok çabuk büyüyorlar, göz açıp kapayıncaya kadar ve bir bakmışsınız gitmişler ve artık yanınızda değiller. Ve şimdi onlarla vakit geçirmek istiyorsunuz. Ama bu büyük bir zevk.” Liam Neeson

İkimiz de onun kızını izlerken birkaç dakika daha orada oturduk. Sonra tekrar yumuşak bir şekilde döndüm ve, “Günler uzun ama yıllar kısa…” diye mırıldandım ah çekerek.


Karakterin Asaleti

“Bitirdik, aracınız hazır”

Sohbetimizin ardından çok geçmeden servis müdürü kadına yaklaştı ve aracının hazır olduğunu söyledi.


Kadın şimdi biraz daha az bitkin görünüyordu. Belki de söylediklerim yardımcı olmuştu. Kızını, çantasını ve evraklarını aldı.


“Bu gece sen, ben ve babam geçen gün aldığımız dondurmadan alacağız yine,” dedi kızına. Küçük kız sevinçle ciyakladı.


“İyi bir baba ve anne olmak, ebeveynlerin kendi ihtiyaç ve isteklerinin birçoğunu çocuklarının ihtiyaçları lehine ertelemelerini gerektirir. Bu fedakarlığın bir sonucu olarak, vicdanlı ana-babalar bir soylu karakter geliştirirler ve Yaratıcının öğretilerinden yola çıkarak özveriyle edindikleri o soylu karakteri uygulamaya koymayı öğrenirler.” James E. Faust

Kadın gitmeden önce bana döndü. Gülümsedi ve “Teşekkür ederim” dedi.


“Rica ederim,” dedim el sallayarak. Gerçek şu ki, küçükte olsa bu etkileşimimiz bana ondan daha çok yardımcı oldu. Çünkü beni oğlumla geçirdiğim o günlere götürdü.


Hayatın tüm sevinçlerine, umutlarına ve istasyonlarına geri dönün. Tuvalet eğitimi ve diş tellerinden dövüş sanatları derslerine ve lise mezuniyetine kadar…

Şarkıcı Trace Adkins’in “Then They Do” başlıklı dokunaklı bir şarkısı ve videosu var. Çocuk yetiştirmenin bizi nasıl yıpratabileceğini yansıtıyor. Büyüdüklerinde ne kadar güzel olacaklarını düşünüyoruz. Ve şimdi “then they do” zamanı…



İyi bir ebeveyn olmak istiyorsanız, günler uzun geçecek buna hazıtlıklı olun. Çünkü çocuklarınız için fedakarlık yapacaksınız. Kendinizi ikinci plana atacaksınız. Erdemi kendi istek ve ihtiyaçlarınızın üstünde göreceksiniz…

İyi bir ebeveyn olmak kesinlikle değerli bir hedeftir. İyi ebeveynler genellikle iyi çocuklar yetiştirir, bu da toplumun yararınadır.

Peki ya iyi bir ebeveynden daha fazlası mı olmak istiyorsanız? Yoksa iyi bir insan mı olmak istiyorsanız?


Kendimizle Barışmak

“Bu kadar mı?”

Toplum ve yakın çevremiz mutluluğa kilitlenmiş durumda. Çok sayıdaki kişisel gelişim içeriği, mutluluğu bulmaya odaklanıyor. Bize mutluluğu getiren şeylerin; güzel dış görünüş, zenginlik ve şöhret olduğunu düşünüyoruz. Ama öyle mi?

Neden bu kadar çok Hollywood yıldızı boşanıyor, uyuşturucu kullanıyor ve alkolle kendi kendini bir şekilde yok ediyor? Aktör Jim Carrey’in aşağıdaki alıntısı muhtemelen aşırı kullanımdan dolayı kılışeleşmiştir, ancak yine de dikkate almaya değer:


“Bence herkes zengin ve ünlü olmalı ve hayalini kurduğu her şeyi yapmalı ki asıl cevabın bu olmadığını görebilsin.”

Neden birçok insan hayallerine yada kariyerlerinin zirvesine ulaştıklarında mutlu olmadıklarını görüyor? TEDx konuşmacısı ve pazarlama uzmanı Leonard Kim, yukarıdaki Jim Carrey alıntısına yanıt veren bir blog yazısında şunları yazdı:

“Bütün hayallerimizin cevabına sağlıklı bir alternatif olarak bulduğum şey, kim olduğumuzla mutlu olmaktır. Anı yaşamak için. Gelecek hakkında endişelenmeyi veya geçmişte yaşamayı bırakmak için. Kendimizden ve başkalarından beklentilerimizden kurtulmak için. Bize zulmedenleri, en önemlisi kendimizi affetmek için. Kendimizle barışmak için. Sonra, en önemlisi, hayatımızda sahip olduğumuz için minnettar olduğumuz ve kutsandığımız her şeyi düşünmek, başımızın üzerindeki gök kubbeyi, hatta temiz hava soluyabilmeyi dahi.”

Yazar David Brooks, İkinci Dağ: Ahlaki Bir Yaşam Arayışı adlı kitabında, kişisel ilerleme mücadelesinin beraberinde nasıl sadece geçici bir mutluluk getirdiğini araştırıyor.

İnsanlar ilk dağlarının zirvesine ulaşırlar (yani: profesyonel kariyerlerinin), etrafa bakınırlar ve tatmin olmadıklarını görürler. Kendilerine “Bu kadar mı?” diye sorarlar.

Böylece dağdan aşağı inerler ve ikinci dağlarını aramaya başlarlar. Amazon.com’da Brooks’un kitabının girişinde açıklandığı gibi:

“Ve böylece yeni bir yolculuğa çıkarlar. İkinci dağda yaşam ben-merkezcilikten öteki-merkezciliğe doğru ilerler. Gerçekten istemeye değer şeyleri isterler, başkalarının istemelerini söylediği şeyleri değil. Bağımsızlığı değil, karşılıklı bağımlılığı benimserler. Bağlılık dolu bir yaşama teslim olurlar.”

İkinci dağ, hayatınızda daha derin bir anlam bulmakla ilgilidir. “Ben-merkezci” olmak yerine “öteki-merkezci” olmak. Bunu yapmanın bir yolu, hayatınızda erdemin peşinden gitmektir. Başka bir deyişle, iyi bir insan olmayı öğrenmektir.

Ruhumuza zarar verdik

Hayatımızı erdemli yaşarsak, çocuklarımız için fedakarlık yapmak gibi doğru olanı yapmaya çalışırız. İlerlemek için başkalarına zarar vermeyiz.

Erdemsiz davranışlardan elde edilen başarı ve mutluluğun bir tür Pirus Zaferi* olduğunu biliyoruz. Gerçekten ruhlarımıza zarar verdiğimiz halde kazandığımızı düşünüyoruz.

“Bir erkek için tek bir davranış kuralı vardır: o da doğru olanı yapmaktır. Doğru olanı yapmanın maliyeti, parada, arkadaşlarda, nüfuzda, emekte, uzun ve acı verici bir fedakarlıkta pahalı olabilir; ama doğruyu yapmamanın bedeli çok daha ağırdır: erkekliğinizin bütünlüğü içinde, onurunuzla ve karakterinizle ödersiniz bu bedeli. Ruhunuzun içeriğini kaybedersiniz ve anlık bir kazanç için sonsuz hayatınızı takas edersiniz.” Lucius H. Bugbee

Günümüz toplumunda mutluluk, erdemli olmaya rağmen tanrımız haline geldi. Her yerde görebiliyoruz bunu. Üniversiteye giriş skandalında. Son West Point aldatma skandalında ve Dartmouth aldatma skandalında…

Sonunda, aldatanlar sadece kendilerini aldatıyorlar. Eğer sıkı çalışmazsak, bununla birlikte gelen bilgi ve deneyimi inkar ederiz.

Doğru olanı yaptığımızda, belirli hedeflere ulaşmamız daha uzun sürebilir. Ama karakterimizi korumuş oluruz. İkinci dağımıza daha hızlı ulaşırız.

Chevy bayisindeki kadınla konuşmam tamamen çocuk yetiştirmekle ilgiliydi. Günler ne kadar uzun ama yıllar kısa… Ama aynı zamanda bu sevgi ve fedakarlıkla da ilgiliydi. Doğru şeyi yapmakla da. Erdemli yaşamakla da.

Hayatınızda birilerini yada bir şeyleri sevmekten ve bunun uğrunda fedakarlık yapmaktan korkmayın. Bazen günlerin uzun, yılların kısa olacağını kabul edin. Mutluluğu erdemin üzerine koymayın. İkinci dağınıza göz kulak olun. Bunları yapın, zira böylelikle kendinizle barışık olacaksınız ve başkalarına da ilham vereceksiniz…

*Piruz Zaferi: Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale gelmesini ifade eder.


 

Ayrılmadan önce bir dakikanızı almak istiyorum…

Okuduğunuz için teşekkürler :)

Ben John P. Weiss. Karikatür çiziyorum, resim yapıyorum ve hayat hakkında makaleler yazıyorum. En son makalemi ve sanat çalışmalarımı görmeniz için ücretsiz e-posta bültenime buradan abone olabilirsiniz.


Sevgilerle, John P. Weiss

16 views0 comments

Recent Posts

See All
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Heyecan Simge

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

bottom of page