Değer verdiğim insanlardan öğrendiğim 12 önemli hayat dersi

Updated: Sep 19, 2017


Yaptığım her konuşmada, okuduğum her kitapta, yazdığım her yazıda ve öğrendiğim her yeni bilgide daima eksik hissediyorum. İnsan tek başına tamamlanabilen bir varlık değil. Emin olabilmek için başkalarına ihtiyaç duyuyor. Ne acı ki ihtiyaç halini sürekli reddetme eğilimi gösteriyor. Genellikle uzun yıllara yayılan bu evrenin ardından kabullenme süreçlerini başlatabilenler ‘bağımsızlık’ kavramına tutuklu kalmaksızın reddedişin zincirlerini kırarak kendi iç dünyalarına dokunabiliyorlar.


Kişinin bu teması sağlayabilmesi için bazı mentorların açtığı yolları takip etmesi gerekiyor. Yaşanılan anda mentorluğu bariz olanlarla anıya dönüşen yaşantıların ardından belirginleşen çoğunluğu gayri resmi bu akıl hocaları bizlere pek çok çıkarım bırakıyor. Elimizdeki çıkarımlardan sonuçlara gidebilmek ise ancak onlara değer verdiğimizde mümkün oluyor.


Ünlü Fransız filozof Voltaire der ki;

Pek az insan başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır.’

Asıl mentorlar

İki yıl önce Gazetecilik bölümünden onur derecesiyle mezun olduğumda aslında elimde akademik bilgiden ziyade okulun içerisinde ve İzmir’in pozitif sosyal çevresinde edindiğim insanlardan başka hiçbir şey olmadığını fark ettim. Bana hayatı; kiramı ödeyemeyecek duruma düştüğüm zaman elini uzatan, aşk acısı çekerken saatlerce hüznüme ortak olan, aynı anda aynı şeye gülümsediğim, hastanede sabaha dek refakatçiliğimi yapan… insanlar öğretmişti. Asıl hocalar onlar ve onların sessizce ruhuma fısıldadıklarıydı.


Hala ‘biliyorum’ iddiasında olduğum bir şey yok, kendime etiketler takmaktan hiç haz etmedim. Lakin değer verdiklerinizden ziyade değersiz gördükleriniz de oluyor ve onlar sizi anında etiketleyebiliyor. Keşke sadece etiketlenseniz etkilenebiliyorsunuz da. Onları değersizleştirirken siz de etiket hatasına düşmüş oluyorsunuz. Yapmayın demeyi çok isterdim ama şartlar hayatınızın hemen hemen her aşamasında bunu gerektirecek. Birilerini etiketleyip onlar tarafından etiketleneceksiniz. Etkilenme düzeyinizin fazlalık derecesini değer verdiklerinize kaydırmayı başarmanız temennisiyle bu yazıda size kendi değerlilerimden öğrendiklerimden bahsedeceğim.


Benim tercihim

Ben kendi yarattığım çemberin içine hep iyiyi ve güzeli görebildiğine inandığım insanları dahil etme çabasında oldum. Belki de bu yüzden şu sıralar onlar tarafından kutsanmış hissediyorum. Bu öyle bir çember ki döngüsünde sizden çıkan ne varsa katlanarak geriye dönüşünü alabiliyorsunuz. Doğruyu seçerseniz daha doğrusunu görmeniz sağlanırken, yanlış bir seçiminizde yanlışlığın daha tehlikeli kıyılarına çekilebiliyorsunuz.


Dediğim gibi ben iyi ve güzel olandan yana tercihimi yaptım. Sanırım herkes de bunu ister. Kendi adıma konuştuğum için tamamen öznel olan çıkarımlarım tüm okuyucular için geçerli olmayabilir. Bazen yanlış seçimler, kötülükler, hasar veren deneyimler ve negatif kişilikler de sizi kendi ideal çemberinizin merkezine yakınlaştırabilir. Zaten bundan dolayı her şeyin bir zıttı var. Önemli olan tümünü nasıl absorbe edebildiğiniz. Ayrıca önemli olan diğer bir noktaya değinmeden edemeyeceğim. Çemberinize kattığınız insanlara yakından bakabilmelisiniz. Onlardan öğrenmek istiyorsanız gözlemleyin. Davranışlarını, düşünme biçimlerini, konuşmalarını, çalışma tarzlarını, işlerini nasıl yürüttüklerini…. Ancak bu şekilde anlamaya yaklaşabilirsiniz.


Değer vermek

Size çıkarım bırakacak olanlar sadece öğretmenleriniz, aileniz, arkadaşlarınız, patronlarınız, müşterileriniz… değil. Sokaktaki bir dilenciyle yapacağınız iki dakikalık konuşma hayata bakış açınızı tümden değiştirebilir. Herkes potansiyel mentordur, yeter ki değer vermeyi bilin. Onu çemberinize katmak zorunda değilsiniz sadece değer verin. Göz ucuyla bile bakmaya çekinerek yanından geçip gittiğiniz dilenci ezelden beri bozuk işleyen evren çarkının önemli dişlilerinden olabilir, hatta belki sizin bozuk parçalarınızdan birisini tamir edebilir. Anladığınız üzere ben herkese mentor olarak bakıyorum, ama herkesin onları göremediğini de kabul edip kimseyi herhangi bir görme çabası için zorlamıyorum. Bu sadece söylenmesini gerekli bulduğum bir detaydı.

Çoğumuz, bir akıl hocasının ortaya çıkmasını ve şöyle demesini umuyoruz: ‘Bugün itibarıyla ben senin resmi akıl hocanım işte ilk dersin ‘salak olma!’

Benzerliklerin üzerine gitmek

Keşke bu kadar kolay olsa. Ben yine kendi yöntemimden bahsedeyim. ‘Hımm bu benim başıma hiç gelmedi’ ‘Keşke seni anlayabilsem’ ‘Tahmin edebiliyorum’ gibi cümleleri lügatımdan çıkardım. Bana öğretebilecek insanlarla görüşmeyi, tanışmayı, onları dinlemeyi ve en küçük benzeşmeden bir hikaye yaratabilmeyi başardım. Özellikle sanal cemaatler üzerinden iletişim kurduğum çoğu insanla yüz yüze buluştuğumuzda birbirimizi fazlasıyla sevmemizin temel nedeni ortaklıklarımızın üzerine gitmemiz ve hikayeyi hikayelere dönüştürebilme becerimiz oldu.

İşte mentorlarımın, daha doğru ifade edecek olursam değer verdiğim insanların söylediği şeylerin bir listesi ve benim onlardan kendime yonttuklarım. Umarım yararlı bulursunuz:


· ‘Çalışmayı seviyorum, çünkü bu beni genç tutuyor’


Bunu bana 2008 yılında 83 yaşındayken 50’lerinde gösteren rahmetli dedem söylemişti. İlkokul mezunu bile değildi. Okuma yazmayı kendi çabalarıyla öğrenmiş ömrü kırlarda, tarlalarda çalışarak geçmişti. Hayatı sorgulayacak kadar derin biri değildi ama ona olan pozitif yaklaşımıyla herkese sorgulatabilecek kadar değerliydi. Dedem son nefesini evinin bahçesindeki domatesleri çapalarken kalp krizi geçirerek verdi. Hep çalıştı ve en karanlık anların çıkmazında bile bir ışık görmeyi bildi. Çalışmaktan asla vazgeçmeyin, ne olursa olsun kendinize bir amaç edinin ve peşinden gidin.


· ‘Yetişkinlerin izin istemesi gerekmez’


5 yaşındaki yeğenimin sözü. ‘Gürcan abi sen bir şey isteyince hemen yapabiliyorsun ama bana neden izin vermiyorlar?’ diye dudak bükmüştü üstelik. Ben de ona ailesinin biraz kızacağı bir tavsiyede bulunmuştum. ‘Yapmak istediğin şeye inanıyorsan, yap onu. Sonra sana kızarlarsa bunu neden yaptığını onlara güzel güzel anlat. Özür dilemekten, itiraf etmekten korkma. Buna rağmen istediğini elde etmen engelleniyorsa o zaman kabullen.’ Söylediklerimi ne kadar anladı bilemiyorum ama bana iyi bir hayat dersi verdi orası kesin. Nasıl da özgür, nasıl da pervasız yetişkinleriz. Nasıl da özgürlüklerimizin kıymetinin bilincinde değiliz.


· ‘Sürekli şikayet eden insanlar başımı ağrıtıyor’


Dergide birlikte staj yaptığım dünya şirini kız arkadaşımın durmadan revize yiyen yazıları üzerine sarf ettiği bir cümleydi. Şikayet eden, çözümden uzak duran, sadece ‘al bunu düzelt’ diyerek basıp giden bir editörümüz vardı. Şikayet etmeyin! çözüm odaklı olun, hem kendi sempatiniz, hem de karşınızdaki insanın üzerinde yaratacağınız etki açısından.

· ‘Gitmek istiyorsa bırak gitsin, hayatta başarılar dile yeter’

Yaşamınız boyunca arkadaşlarınızı, meslektaşlarınızı, ekip üyelerinizi, çalışma arkadaşlarınızı, patronlarınızı, ortaklarınızı, sevgililerinizi, akrabalarınızı… yani sayısız insanı kaybedeceksiniz. Maalesef bazen dostlarınız düşmanınız olacak. Benim çok sevdiğim dostlarımdan birisi ummadığım anda düşmanım kesiliverince lisede arkamdaki sırada oturan pek de samimi olmadığım bir çocuğun söylediği cümleydi. Çabaladım inanın, ama bazen gerçekten hayatta başarılar demek en güzeli.


· ‘Sen bu işin kurdusun’


Dergiye yeni başlamıştım eksik photoshop bilgim yüzünden haber ve yazılarımın fotoğrafları için sürekli görsel yönetmenini rahatsız ediyordum ve bu durum beni inanılmaz utandırıyordu. O kadar güzel gülümseyen bir adamdı ki bir gün öğle molasında bana ‘gel kahve içelim’ dedi. Sonra da şunları söyledi: ‘Gürcan sakın koyun olma ve kimsenin seni gütmesine izin verme. Yazılarını okudum hepsi harikalar. Burada herkesin aynı şeyler için yarıştığını anla, şunu da anla photoshopta iyi olmayabilirsin ama yazıda hepsine bin basarsın.’


Görsel yönetmenimin konuşmasının üzerinden bir hafta geçmeden artık kendi yazılarımın manşet fotoğraflarını hazırlayabiliyor, gayet estetik galeriler oluşturabiliyordum. Kıssadan hisse: İyi olduğunuz ve olmadığınız noktalar hep olacak. Yardım almaktan çekinmeyin, eksikliklerinizin üzerine gitmektense iki misli çekinmeyin.


· ‘İnsanlara iyi davran, dünya küçük’


Hepimiz insanız, hepimizin duyguları var ve duyguları olan varlıklar bazen tuhaf şeyler yapabiliyor. Ben de ev arkadaşıma hiç hak etmediği halde bir salon dolusu ortak arkadaşımızın içerisinde çok küçük düşürücü bir imada bulunmuştum. Hatamı anlayıp kapısında yalvar yakar olduğumda söylediği cümleydi bu. Yıllar sonra ona yaşattığımın aynısını yaşadım. Karma sizi zamanı gelince çok güzel çarpıyor. O yüzden iyi davranın, karşınızdakini olduğu gibi kabul edin, lafı tartıp öyle vuruş yapın.


· ‘Hayat adil değil aş artık şunu’


Geçen yıl kısa süreli bir ajans tecrübem olmuştu, kısa sürede kovulduğum bir ajans tecrübesi desem sanki daha yerinde olacak. Patronum çok iyi oldukları halde sürekli içeriklerimi kırpıyor benden kötü içerikler hazırladığı gün gibi ortada olan diğer copywriterınkileri ise yere göğe sığdıramıyordu. Orada çalışan çaycı ablaya bu durumu açtığımda tam olarak aynısı olmasa bile bana söylediği cümleydi. ‘Buradan kimler geldi geçti benim güzel kardeşim, sorun sende değil emin ol. Ayaklar baş olunca böyle oluyor’ diye de eklemişti.


Ajans deneyimi bana günlerce kendi potansiyelimi sorgulatmış, eksik, yetersiz, güvensiz hissettirmişti ama içten içe sorunun bende olmadığını da hep biliyordum. Nitekim sonradan öğrendim ki müstakbel patronum ve baş copywriter arasında iş ilişkisinden farklı bir ilişki de mevcutmuş. Demek istediğim şu ki sorunu hemen kendinizde aramayın.


· ‘Her zaman, her şeyde en iyisini yaparım’

Eğer olmuyorsa tutkunuzu bulmaya çalışmayı bırakın ve şımarık küçük bir velede dönüşmeyin. Sadece hayatın tadını çıkarın. Eğlenin, rahatlayın, olmadı spor yapın. Bu işleri yapmak için para harcamaya da para kazanmaya da ihtiyacınız yok. İşsizlikten şikayet ettiğim en yakın dostlarımdan birisi kurmuştu yukarıdaki cümleyi. O da işsizdi ama çok güzel geziyor, eğleniyor, fotoğraf çekiyordu. ‘Her zaman her şeyde en iyisini yaparım ben bebeğim, sen de öylesin biliyorum kafana takma’ demişti. Daha önce de belirttiğim gibi hayata pozitif bakmak, iyiyi görmekle alakalı. Kendi en iyinizi yapın gerisini akışına bırakın, inanın hepsi sırayla.


· ‘Hazırlıksız insanları sevemiyorum’


Üniversitedeki profesörlerimden birinin gayet ciddi bir sunumun ortasında sarf ettiği cümledir. ‘Hadi beni dikkate almıyorsunuz, hadi dersi de önemsemiyorsunuz yahu sizi koskoca akademisyenlerin önüne bir amfi dolusu öğrencinin karşısına bilir kişi sıfatı takıp çıkartıyorum bu ne saygısızlık’ Üzerine söyleyecek pek söz bulamıyorum. Kendinize, işinize ve karşınızdakilere saygınız olsun. Meselenizin büyüklük ve küçüklüğünün de önemi yok, her zaman her şeye hazırlıklı olun. Bunu diken üstünde olmak şeklinde algılansın diye ifade etmiyorum, bunu bilinç sahibi olunsun diye vurguluyorum. Aslında özün sözü: Bilinçli olun sevgili okur.


‘Herkes seninle aynı şeyleri düşünmek zorunda değil’


Geçtiğimiz Kasım ayında iki arkadaşım arasında küçük kıvılcımlarla başlayıp sonra dünya savaşı boyutuna ulaşan bir meselenin çapraz ateşinde kaldım. Çok üzüldüm, çok yıprandım, sorguladım, uyuyamadığım geceler oldu. Sonunda konuyu anneme açtım. Yukarıdaki cümle bana ilk söylediği şeydi. Gerçekten de öyleydi. Resmen kendi doğrumu onlara kabul ettirmeye çalışmış, doğru dediğim şeyin körelttiği gözlerle olaya yaklaşmıştım. Çemberimin dışına çıkamamıştım. Bazen dışarıda durmak ve izlemek en iyisidir. Sessizce, dahil olmadan. Sizin doğrunuz diğerlerinin korkuyla uzak durdukları yanlış olabilir.


· ‘Kötü insanlar sadece kendilerine kötülük yapar, asıl ben onlar için üzülüyorum’


2011 yılında TEGV’de eğitim gönüllüsü olarak çalışmıştım. Oranın sorumlusu olan 50’li yaşlardaki minyon şirin hanımın sözüydü. O sıralar eğitimdeki grubum tarafından dışlanmış, yalnız kalmıştım. Nedenini hala anlayabilmiş değilim ama beni ısrarla itmişler, sindirmeye çalışmışlardı. ‘Sen üzülme çocuğum onların cezaları kötü olmaları, senlik bir durum yok’ diyerek beni teskin etmeye çalışan o güzel hanım da rahmetli olmuş. Işıklarda uyusun. Kötü insan kötüdür, herkes her zaman sizi sevip kucak açmak zorunda değil, bunu da kabullenmeyi öğrendim.


‘Bir gün hepimiz öleceğiz’


Hepimiz hayatın sonlu olduğunun farkındayız. Peki halihazırda sahip olduklarımızı ne kadar takdir ediyoruz. Bir gün kuzenime memnuniyetsizliklerimi sıralarken sarf ettiği cümledir. ‘Allah aşkına Gürcan neyin eksik saçmalamayı kes, zaten bir gün hepimiz ölüp gideceğiz anlamı yok’Daha fazlasını istiyorsanız önce elinizdekilerin değerini bilmeniz gerekiyor. Damla damla, adım adım, basamak basamak. Büyük sıçramalar büyük düşüşlerin riskini daima ceplerinde taşır. Kendinizi, hayatınızı ve o hayattaki insanları severek yaşayabilmeniz dileğiyle…


Alıntı: Medium Bloggger, Gürcan Öztürk

Blog Posts

  • Beyaz LinkedIn Simge
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Heyecan Simge

BU İÇERİĞE EMOJİ İLE TEPKİ VER

Relaxing Sea Sound - Unknow
00:00 / 00:00
Rate websitenot goodnot greatgoodgreatperfectRate website
  • Grey Facebook Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey LinkedIn Icon
  • Grey iTunes Icon
  • Grey YouTube Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Blogger Icon
  • Grey RSS Icon

"Real success delivers you up to a high degree of Allah's floor" Hüseyin Güzel

"Real success delivers you up to a high degree of Allah's floor" Hüseyin Güzel

Subscribe for updates!

© Copyright 2023 by Hüseyin GÜZEL

     All Rights Reserved by Technical Library